"...BSC return with a blinding second album. It's a record filled with dark power, haunting lyrics and swampy guitars. Just the way we like it." [Classic Rock]
Kara Taş Fişneleri 2007'de Classic Rock isimli mecmua tarafından "En iyi yeni grup" seçilmiştir efendim. Folklore & Superstition onların ikinci albümleridir ve de aynı dergi tarafından 2008'in en iyi 4. albümü seçilmiştir [yukarıdaki alıntı ve devam eden ödül sıralama çılgınlığı ile kilişenin dibine vuruyor, ama bu şekilde yazı yazanların ne hissettiğine derinden vakıf olma şansına eriştiğimden kesinlikle pişmanlık duymuyorum].
Yurdum civarında çok tanınmayan bu grup için şu şekilde bir tanım yerinde olacaktır: Lynyrd Skynyrd ile Nickleback’i şöyle bir harmanlayınız, BSC elde edeceksiniz. Koca koca ritm gitarlar, kirli ve de içli vokaller, hard rock solo gitar tonları, güneyli temalar...
Please Come In, girişindeki insanı irkilten riffi olmasa daha dinlenilebilir olabilirmiş.
Soulcreek nasıl bir isimdir, stadium rock illa "ye yeeeeah" diye bağırmak suretiyle mi yapılır. Grubun kızlar bizden şarkı istedi biz de yaptık sözleriyle anlattığı bu eserden iğretiliğiyle dikkatimi celbettiği için bahsettim.
Devil's Queen, Freebird sevenlere sonunda bir sürpriz barındıran tempolu, balyozvari, nadide bir eser.
Sunrise, fikirli bir şarkı efendim, içinde "reggae" bilem barındıran, ve fikrimce albümün en iyisi. Arka planda neck manyetiğiyle atılan ritme vuruldum.
Ghost of Floyd Collins sayesinde –sana minnettarız bsc- redneck tarihine elimiz kalbimizde bir dalış yapıyoruz, ama siz sözlere çok takılmayın, sevilebilir bir eser efendim.
BSC yi yukarıda bahsettiğim gibi kafaya kafaya vuran gitarlarıyla, gırtlak kanserinin eşiğinde kirli vokalleriyle, güneyin yağız delikanlıları olarak bağrımıza bastık. Amma ve lakin, albümün genelinde eksikliğini hissettiğim bir husus var. Ben bu albümü dinlerken bend ve vibratolarla yırtınan, dumanı üstünde hard rock soloları duymak istedim, duyamadım, ve de doyamadım efendim. Misal G.O.F.C şarkısında, tam “off solo geliyor” diyorum, derken solo bitiveriyor. Tamam bol tekrarlı "groovy" ritm gitarlar işini gayet güzel görüp şarkıya insanı çekiyor ama şarkı kopmuyor afedersiniz – yani dinleyicinin hissiyatında derince bir noktaya imzasını atamıyor. Şahsi kanaatimce [ki günümüzde çokça dinlenen şarkılara bakıldığında isabetsiz bir düşüncedir] bu tarz verse-bridge-chorus eserleri, A noktasından B noktasına yolculuk yapmakta olan, ve de muavinin seçtiği parçalardan muzdarip, kulaklığını takmış bir insan kaçışında iz bırakabilmesi için ya fikirlere [değişen akor yürüyüşleri vs...] ya da bir süreliğine serbest bırakılmış usta enstrümantalistlere ihtiyacı var. Ha dans falan edeceksek şu hali daha iyi tabi.
Sadede gelecek olursak, ben bu albüme 10 üzerinden 7 verdim. Grubun ilk albümünün daha iyi olduğunu duydum ama daha yeterince dinleyemedim. Böyle genç grupların yaşları ilerledikçe enstrümanlarında daha da ustalaşacaklarını varsayarsak, kendilerinden umutluyuz da. Fakat an itibariyle, bu türde bir şeyler tatmak konusunda ısrarcıysanız sizi Zakk Wylde’dan Pride & Glory ya da son dönem Skynyrd'den Edge Of Forever dinlemeye davet ediyorum. Ha, bunları zaten biliyorum, ben yeni bir rock grubu tanımak istiyorum derseniz StoneRider’ın Three Legs Of Trouble’ını öneririm ki kendileri bu albümle beni epey şaşkınlığa gark eyledi.
[BSC konusunda kaynağa ihtiyaç duyabilirsiniz, bunu ve de fazlasını düşünmüş maşallahı olan bir blog için: http://angrychairs.blogspot.com/search?q=black+stone+cherry ]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder